Bir zaman bir leylek ile yavrusu yol kenarında yayılıyormuş. Derken uzaklardan bir genç gözükmüş. Anne leylek hemen koruma refleksi ile biraz da duyup ettikleri veya kafasında oluşan ön yargılar ile yavrusunu hemen oradan uzaklaştırmış. Yavrusu anlayamamış bu tavrını ve annesine uzaklaşma nedenini sormuş. Annesi de gerekçesini ”bak evladım, bu gelen kişi genç biri, kılık kıyafetine, sakalının olmamasına filan bakılırsa da dindar da değil. O yüzden bize zarar verebilir” diye açıklamış.

Genç oradan geçip gidince de tekrar yol kenarına dönmüşler. Bir müddet sonra da başka birisi yaklaşmakta imiş. Annesi hemen yavrusunu tekrar koltuğunun altına almış. Ama bakmış ki gelen yaşlı başlı ve sakalı kılık kıyafeti vs. ile dindar ve sofu birisine benziyor, leylek rahatlamış ve uzaklaşma ihtiyacı hissetmeden yavrusu ile yayılmaya devam etmişler. Derken adam tam yanlarından geçerken beklenmedik bir şey olmuş. Yaşlı adam birden bastonunu fırlatmış ve leyleğin yavrusunun ayağını kırıvermiş. Sonra da küfrederek oradan uzaklaşmış.

Leylek bu duruma çok üzülmüş. Yavrusunun başında bir müddet ağladıktan sonra oradan geçmekte olan ve olaya şahitlik eden birisi hemen onlara yardım etmiş ve yavru leyleğin ayağını tedavi etmiş. Fakat bu mesele burada kalmamalı, hayvanlara da olsa bu şekilde davranan birisi cezasız kalmamalı demiş. Gidip kadıya şikâyet etmişler.

Kadı efendi de olayı dinledikten sonra adamı yakalatmış ve huzuruna çıkarmışlar. Kadı efendi leyleğe ”suç sabit, şahit de var, kısas mı istersin başka ceza mı?” diye sorunca leylek şöyle cevap vermiş:

“Onun da bir ayağını kırmanız bir şeyi değiştirmeyecek. Bunun yerine sakalını kesin de başkaları da onun dış görünüşüne bakıp Müslümanlığına aldanmasın, canları yanmasın” demiş.

Bugünlerde bu kıssayı hatırlayıp hisse almamak elde değil.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.