- Reklam -

Geçenlerde bir farkındalık programına katıldım. Bir bayan göğsüne yazmış, “burada dil, din, ırk, cinsel ayrımcılığa yer yok.” İçimden gidip sormak geldi, yapamadım. Merak ederim ama. O yazıyı yazan zihniyet yaşanan ayrımcılığın farkında mıdır? Ayrımcılık olmayan bir toplumda böyle bir yazı yazmaya ihtiyaç duyulmaz çünkü.

Demek istemem odur ki, kadın ve erkeğin birbirini tamamladığı konuşuluyor ise aile olma hikmeti, esprisi ciddi bir şekilde yaralanmış, unutulmuş olabilir. Umarım ki böyle söylemler arayışlarımızın işaretlerindendir. Ancak bu gayretlerimizden fayda bulabilmek için dikkat etmemiz gereken bazı şeyler vardır. Başkalarını tanımlamalarımız anlamsızdır mesela, bir şeylerin, neyin nasıl olması gerektiğinin tanımlanması anlamsız gelebilir. Hele ki tanımlamalarımız birilerine, bir düşünceye reaksiyon gibi algılanmaya müsait ise gönüllerde yer bulamayabilir. Kendi kararlarımızı kendimiz verirken kendi şartlarımızı değerlendiriyor olmalıyız. İçinde bulunduğumuz atmosferi soluyarak problemlerimize çözüm bulamayabiliriz. Daha geniş bir görüş açısını elde etmeliyiz. Veya sağlam bir referansımız olmalı, çok geniş araştırmaların sonuçlarını kullanmalıyız.

Geçenlerde bir konuşma taslağını kafamda oluşturmaya çalışıyordum. Ev hanımlarından akademisyenlere kadar diyerek tüm insanlığı kapsayan dileğimi ifade edebileceğimi düşünmüşüm, fark ettim. Ev hanımlarının kitap okumamaları, fikir sahibi olmamaları hakkında önyargılarımla karşı karşıya buluverdim kendimi. Bu konuda istatistik var mıdır, bilemiyorum. Velev ki doğru olsun. Eğer kendi görüşü olan kadınlar istiyorsak, daha fazla kadının iş hayatına katılmasını destekleyerek, önererek, teşvik ederek iki yanlış ile bir doğru elde etmeye çalışıyor olabiliriz. Kitap okumama bir problemdir, kadının çalışması bir karardır ve herkes kendi kararını kendisi vermeli. Her kararımız ile bir şeyleri tercih eder, bir şeylerden vazgeçeriz.

Yeni buluşlar, ürünler, yeni yaşam tarzımız, bilgiye ulaşmanın, üretmenin kolaylığı ve benzeri birçok kriter ile kadınlarımızı çok daha fazlaca hayatın içinde görür olduk. Bunu negatif bir olgu olarak söylemiyorum. Sadece durum tespiti yapıyorum. Artık kadınların çalışmasının uygun olmadığını açıkça söyleyen bir kitle yok. Hatta çalışan kadınların daha fazla haklara sahip olduğu/olacağı gibi bir tez söylenmekte. Gerçekten de yaşadığımız şey bu mudur? Neler kazanmaktayız, neler kaybetmekteyiz, farkında mıyız?

Kadın ve erkeğin insan insana konuşabilmesi gerektiği söylenir. Bunu ben de savunurum. Deniyorum da denebilir. Birkaç bayan ile sosyal medyada iletişim halindeyim. Ciddi konular konuşuruz. Tefekkür ederiz. Kendimizi keşfederiz. Ama o kapı sanki sürekli orada açık durmakta. Başım ağrıdığını söylesem, bir şeylere canım sıkıldığını veya, hemencecik benimle birlikte beni yaşadıklarını hissederim şefkatleriyle. Sıcacık merhametleri sarar beni. Kendimi, değerlerimi, düşünce sistemimi düşünürüm. İhanet ettiğimde sıfırlanacağımı görürüm. İnsan insana kalmaya gayret ederim.

Kadın ve erkeğin insan insana konuşabilmesi mümkün mü veya bunu gerçeklemek için nasıl bir proses gerçekleşmeli, toplum nasıl bir düşünce sistemine ermeli? Bu konuda erkeklerin fikrini sormam. Çünkü erkeklerin kaçamakları kültürümüzce normal karşılanmakta. Hatta kadınlarımızdan bile bazıları bunu normal karşılamakta. Anne, kız kardeş, hala, teyze erkek evlatlarını evlendirirken tecrübe adına malum yerlere göndermekteler öncelikle, düne kadar, belki de hala. Ama kadınlara sormak isterim. İnsan insana konuşmak adına aldatılma ihtimallerine karşı nasıl bir eylem planlarına, korunma stratejilerine sahipler? Veya yapılanın adını koymalı, kendimize, toplumumuza yalan söylememeli, handikaplarımızı masumlaştırmaya çalışmamalı.

İyi veya kötüyü tanımlamak gibi bir niyetim yok. Sadece çözümlerde yaşamak istiyorum. Öncelikle kendim için, kendimle yüzleşmek için gayret ediyorum. Kadın ve erkeğin birbirini tamamladığını söyleyenler bunun alt yapısını açıklamak, göstermek zorundalar. Aksi halde söylem havada kalır, kimseye bir şey ifade edemez. Diğer yandan bir arada yaşamanın zorluğu ile bireyselliği ön plana çıkaranlar neyi göze aldıklarını masaya yatırmalılar.

Eğer bir ortamda her şeye BEN karar veriyorsam, herhangi bir şeye karar verilmek istendiğinde mutlaka, mutlak olarak benim gözlerime bakılıyorsa orada tamamlanma olamaz. Başka şeyler olur ama tamamlanma olamaz. Tamamlanma bireyin kendisi olabilmesi ile, olabildiğince yaşanan bir huzur ortamıdır. Neyi niçin sevdiğini, neden niçin nefret ettiğini bilmesi ile başlar bu süreç. Eşlerin birbirlerine tanıdıkları özgürlüğe karşın birbirlerini kırmamaya gayret etmelerinin, hayatı dolu dolu, derinlemesine paylaşmanın adıdır tamamlanma, BİR olabilmektir veya.

- Reklam -
Önceki İçerikBavyera’da Omikron virüsü şoku!
Sonraki İçerikHastanelerin dörtte üçü ameliyatları erteliyor

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

3 + 13 =