İktidarı kaybetme korkusu

İslamcı akımlar, zulme ve zorbalığa karşı ilkeli, hakkaniyetli ve örnek bir duruşu gösterdiklerinde, ezilenlerin özlemi ve umudu oldular. Ne zaman ki, iktidara ve iktidarda kalmaya odaklandılar, işte o zaman zülmün öznesi ve yüklemi oldular!

İslamın ortaya çıkışıyla birlikte dinin temel ilkelerinden çok siyasi hedefleri öne çıktı. Muhalifler, bugün olduğu gibi İslam hakimiyetini yıkmaya çalışanlar olarak algılandı. Hak ve özgürlükleri tehlike olarak görmeye başlandı.

Günümüzde iktidarda olan İslamcı siyasetçiler, iktidara o kadar odaklandılar ki, muhalefete düşme olasılığını kabullenemiyorlar. Onların en zayıf ve tehlikeli yanı, iktidarı kaybetme korkusudur. Oysa dinler tarihine bakıldığında, zahiri zafer yerine ilkeli ve ahlaki duruşların yüceltildiğini görürüz.

Peki adil olmayı öğütleyen bir dinin üyeleri niçin bu kadar iktidara odaklanmış durumdalar?

Çünkü dini, bir ideoloji haline getirerek siyasete girerseniz, kaybetme fikrini kabullenmeniz zordur. Bunun için de hakimiyete odaklanmayan tüm İslami cemaatleri de küçümser ve dışlarsınız. Toplumda tektipleştirici ve tekfirci bir anlayış egemen olur.

İslamcılar, Hıristiyanlıktakinin tam aksine, tarihsel ve düşünsel olarak hatalarını kabul etmeme eğiliminde oldukları için özeleştiri yapmaya kesinlikle yanaşmıyorlar. Çünkü öz eleştiriyi bir zafiyet, bir tür “günah çıkarma” olarak gördükleri için hakimiyeti sarsacak bir tavır olarak görüyorlar.

Özeleştiriye açık beyinlerden hiç hazzedilmiyor, özeleştiri yapanlar hemen dışlanıyor ve “karşı tarafın adamı” olmakla itham edilebiliyor. Bu kısır döngü, iktidarın “faşizan eğilimini” daha da güçlendirerek, politik bir “intiharı” göze alacak hatta ülkeyi bir iç savaşa sürükleyecek hale getiriyor.

Mevlüt Asar

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

two + two =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.