Araştırmacı bir gazeteci, 2006 yılında Doğu Almanya’da gençlerle yaptığı görüşmeler neticesinde elde ettiği bilgileri bizlerle paylaşıyor.

Çoğu gencin yabancı arkadaşı yoktu, bunun ihtiyacını da hissetmiyorlardı. Yabancılar hakkında duydukları ya medyadan, ya da başkasının anlattıklarından ibaretti. Almanya’nın Polonya sınırındaki Frankfurt Oder şehrinden Christian M. kendi bölgelerinde yabancıların girmemesi gereken bölgeler ( no-go-areas) olduğunu doğrulayarak, ‘bizim orası, bu bölgelerden biri. Belli saatlerden sonra hiçbir yabancının orada bulunmasını tavsiye etmem. Ancak nerede oturduğumu söylemem” diyordu.

Christian M. neden yabancılarla arkadaşlığının olmadığı sorusuna ise, ”ben böyle bir arkadaşlığa açıkçası gerek duymuyorum” diye cevap veriyordu.

Frankfurt Oder’de kuaförlük üzerine meslek eğitimi alan Karoline N. ise yabancılarla hiçbir problem yaşamadığını söylüyordu. Hatta kendisinin çok sevdiği bir Afrikalı kız arkadaşı olduğunu söyleyen Karoline: “Onu çok seviyorum. Benim yabancılarla hiçbir problemim yok. Hepimiz insanız.” diyordu.

Karoline’nin konuşmasını bölen ve kendisini sağcı olarak tanıtan Jennifer C. ise, Karoline’nin arkadaşlarının yarısının sağcı olduğunu ve bunların Karoline’yi zaman zaman Afrikalı kız arkadaşından dolayı dışladıklarını ve bazen de ağır ithamlarda bulunduklarını dile getiriyordu.
Göçmenleri ve solcuları sevmediğini, hatta nefret ettiğini söyleyen Jennifer ise, bunun sebebinin ne olduğu sorulduğunda, ”İranlı üvey babam vardı. Beni 13 sene dövdü. Beni bu duruma getiren o. Onun yüzünden içimde nefret var. Ama aslına bakacak olursanız hepimiz insanız” diyordu.

Brandenburg eyaletinde bir köyde yaşayan Mercel S. ise marangozluk üzerine meslek eğitimi almış ve işsiz. Yabancılar hakkındaki düşüncelerini sorduğumuzda, ”yabancılar daha fazla para yardımı alıyor. Devlet kendi vatandaşlarına sahip çıkacağına yabancılara sahip çıkıyor. Ben bunu doğru bulmuyorum. Geçenlerde Hartz IV (bir yıllık işsizlik süresinden sonra alınan sosyal yardım) uygulaması çerçevesinde başvuruda bulunduğumda benden birçok evrak istediler. Ama halen paramı alamadım. Fakat o gün bir yabancı geldi. Onu fazla uğraştırmadan parasını verdiler” diye konuşuyordu.

Berlin’in doğu semtlerinden Marzhan’da oturan Madeline ve Philipp çifti de yabancılar hakkında olumsuz düşünüyordu. Meslek eğitimi yapan Philipp Almanya’da yabancıların sayısının giderek arttığını ve yabancıların devletten geçindiğini söylüyordu. Kendisini siyasi olarak tarafsız gören ve Almanya için kılını kıpırdatmayacağını söyleyen Philipp, ”hapishanelerdeki mahkumların yüzde 90’ını yabancıların oluşturduğunu” söylüyordu.

Philipp’in kız arkadaşı ve hamile olan Madeline de işsizdi. O da aynı Philipp gibi Almanya’da fazla yabancı yaşadığını düşünüyordu. Kendisinin yabancı arkadaşı olmadığını, olsa bile çevresinin bunu kabul etmeyeceğini söyleyen Madeline, ”ben mesela kendimi Kreuzberg’de rahat hissetmiyorum. Onun için oraya gitmiyorum” diyordu.

Ancak Marzhan’da herkes böyle düşünmüyor. Karşılaştığımız genç bir bayan yabancılarla bir sorunu olmadığını ve erkek arkadaşının Türk olduğunu söylüyordu. Nasıl ki Doğu Berlin ve Doğu Almanya konusunda yabancılarda endişe varsa, bazı Almanlarda da Berlin’in belli semtleri konusunda endişeler olduğu görülüyordu.

Yukarıdaki örnekler çoğaltılabilir. Almanya’da Alman olsun, göçmen olsun insanlarla yapılacak görüşmelerde yukarıdaki demeçlere yakın müspet veya menfi fikirler ortaya çıkacaktır.
Burada medyaya ve siyasetçilere, akabinde ebeveynlere önemli görevler düşüyor. Yabancıların çalışarak, bazılarının iş kurarak bu ülkeye vergi ödedikleri, binlerce insana istihdam alanı oluşturdukları, Almanya’nın kalkınmasına büyük katkı sağladıkları anlatılmalıdır.

Sosyal yardımın hak edene, hak ettiği kadar verildiği, yabancılara para hediye edilmediği anlatılmalıdır. AFD’nin yükselişi dikkate alınmalıdır. AFD’nin beslendiği yabancıları tanımadığı için yabancılara düşman olan Almanlara bu iyice anlatılmalıdır. Alman nüfusunun giderek azalması ve Almanya’nın gelecekte yabancılar olmadan bu sistemi devam ettiremeyeceği, halka verilen hizmetlerin gereğince verilemeyeceği, emekliliklerin ödenemeyeceği belirtilmelidir.

Her şeyden önce hepimizin insan olduğu, kimsenin anne babasını, doğduğu yeri ve ırkını seçme şansının olmadığı, dolayısıyla herkesin eşit olduğu anlatılmalıdır. Barış için, birlikte yaşamak için buna ihtiyacımız var.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

20 + sixteen =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.