Mülheim’da 18 yaşındaki bir kızın yaşları 12 ila 14 arasındaki beş kişi tarafından tecavüze uğraması birçok insanın tüylerini diken diken etti. Fail ve kurbanların  çocuk ya da genç olduğu şiddet ve tecavüz olayları aslında basına yansıyandan çok daha fazla toplumda. Dilerseniz resmi suç istatistiklerine bakmak yerine okul çıkışlarında, duraklarda veya eğlence mekânlarının önünde gençleri kısaca gözlemleyin. Karşınıza ürpertici bir tablo çıkacak.

Kullandıkları dilin yarısı küfür sözcüklerinden oluşan, grup halinde gezen, gereksiz yere bağırarak konuşan, sürekli yerlere tüküren, amaçsızca itişip kakışan, kadına kıza laf atan veya gruptaki kızlara kabalık eden ergenlik çağındaki bazı gençleri üzülerek göreceksiniz. Toplu taşıma araçlarını sürekli kullanan ve her gün bu tip gençlerle karşılaşan biri olarak bu gençlerin büyük bölümünün -yazık ki- yabancı kökenli olduğunu söyleyebilirim. Yabancı derken birkaç yıldan beri Avrupa’da yaşayan mülteci çocukları falan değil bunlar. Kendilerini bırakın, ana babaları bile Avrupa’da doğup büyümüş.

İşin en vahim tarafı ne, biliyor musunuz? Kabalık ve taşkınlıkları ile etraftaki insanları rahatsız ettiklerinin pekâlâ farkındalar. Diğer insanlar davranışlarına nefret ve korkuyla baktıkça, bedevilik hazzı olarak tanımlayabileceğim bir keyif alıyorlar yaptıklarından. Konuşmalarına kulak verdiğinizde daha önce yaptıkları nahoş işleri ballandıra ballandıra anlattıklarını, hatta vukuatlarına kanıt olarak telefonlarındaki video kayıtlarını da birbirlerine izlettiklerini rahatça görüyorsunuz.

Bu durumdaki çocuk ve gençlerin yabancı kökenli aileler içindeki oranı nedir, bilmiyoruz. Küçük bir yüzdeye sahip olsalar bile ortaya koydukları olumsuz tablo öylesine negatif bir etki gücüne sahip ki, önyargılarına bahane arayan her insanı hemen yabancı düşmanı yapacak cinsten.

Böylesine köklü bir sorunu çözmek mümkün mü?

Doğrusu pek de mümkün gözükmüyor. Çünkü sorun aldıkları eğitim değil. Bebek yaşta diğerleri ile aynı kreşe gidip, lise çağına gelinceye kadar başka çocuklarla aynı sıralarda oturuyorlar. Sorunun esas kaynağı aile, arkadaşlık grubu ve mahalle ortamında edindikleri davranış kalıplarında. Daha açıkçası başkalarının namusunu tarumar edilmesi gereken meta, yağmalanması gereken bir mal gibi gören zihniyet.

Çocuk yaşta tecavüzcü olan böylesi bireylerin kişiliklerini şekillendiren ana damar eğitim kurumlarının aktardığı değerlerden ziyade birincil sosyal çevrelerinin pompaladığı yanlışlar olunca, meziyet kabul edilen bu yanlışları ortadan kaldırma konusunda en iyi eğitim sistemleri bile yerine göre çaresiz kalıyor.

- Reklam -

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

2 × 1 =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.