‘Hans’tan da şehit olur mu?’ diyeceksiniz. Belki haklısınız. Fakat Osmanlı’nın ruhunu anladıysanız, bu cümlenin hiç de yadırganmayacağını anlarsınız.

Bundan altı sene önceydi. İzin dönüşü geceyi Balıkesir Burhaniye’de bir pansiyonda geçirmiştik. Sabah şafağın sökmesiyle yola revan olduk ve Çanakkale Şehitliği’ne doğru yol aldık. Çanakkale’nin merkez ilçesine varmadan yolun sol tarafında, yeni doğan güneşin yansıdığı Ege Denizi’ni temaşa ediyordum.

Denizin masmavi parlaklığına Almanya’da hasret kaldığım için göz ucuyla bu güzelliği seyrediyordum. Denizin büyüsüne kapılmıştım. Tabii İzmir-Çanakkale yoluyla denizin arasında kalan o tarihi bölgeye hiç dikkat etmeden.

Çanakkale’de ‘Dur Yolcu’ yazısının yazılı olduğu yamaçtan çok daha önce bu bölgede durması gereken bir yolcuydum aslında. Çünkü tarihimizin en büyük destanlarından olan Çanakkale Savaşı, bu bölgede, yani Kumkale mevkinde başlamıştı. Orada ne hatıralar gizliydi, ne hatıralar?

500 Alman Çanakkale’de

Almanlarla Türklerin 1. Dünya Savaşı’na müttefik olarak girmesinden dolayı Çanakkale’de komuta kademesinde çok Alman subay vardı. Sayılarının 500 civarında olduğunu söylüyor kayıtlar. Haliyle her bölükte, her mangada, her bataryada Almanlarla Türkler aynı cephede savaşıyorlardı.

Ege Denizi’yle Boğaz’ın birleştiği mevkiinin Anadolu yakasında Orhaniye Tabyası konuşlandırılmıştı. Karşı tarafta ise Ertuğrul Tabyası düşmanı gözetliyor ve denizden Boğaz’a girmeye çalışan düşman gemilerine geçit vermiyorlardı.

Sözünü ettiğimiz Orhaniye tabyasında ikisi Alman subay, 18 asker vardı. Topçu üsteğmen Hans Woermann ve adı kayıtlarda geçmeyen ikinci subayın yanı sıra Anadolu’dan gelen yiğitler de vardı. 5. Bölüğün telefon eri Balıkesirli Salih oğlu Hamit ve diğerleri. Bataryada yaşanan dil sorununu çözmek için Ata isimli askerimiz de tercümanlık yapıyordu.

Üsteğmen Woermann sürekli diğer bölüklerle irtibatta kalmak için telefon eri Balıkesir’li Hamit’e emirler veriyor, genç Ata da bu emirleri tercüme ediyordu. Büyük gün gelir ve Hamit’in, diğer tabyalarla irtibatı kesilir.

Şahadet günü

19 Şubat 1915 Cuma günüydü. İkisi İngiliz biri Fransız üç tümenle Ege Denizi’ne yığınak yapan düşman donanmasında ‘Vengeance’, ‘Bouvet’ ve ‘Cornwallis’ gibi ağır zırhlı gemiler vardır. İngiliz Vengeance zırhlısı o gün Boğaz’a sokulur.

Sabahın erken saatlerinde başlayarak tam 7,5 saat tabyayı bombardımana tutar. 17 cm’lik toplarla tam 600 mermi atarlar ve Orhaniye tabyasını yerle bir ederler. Ne Hans hayattadır artık, ne Hamit ne de Ata. Üçü de diğer cephe arkadaşlarıyla birlikte Hakk’a yürümüşlerdir. Hans Woermann Çanakkale’de hayatını kaybeden ilk Alman subayıdır.

Bir Alman için ‘Hakk’a yürüdü’ dememi yadırgamayın. Çünkü ecdat, İslam’ın son kalesi olan Osmanlı’nın son burçlarından Çanakkale’de, toprağa düşen askerin ne dinine ne de ırkına bakmadan şehit muamelesi yapıyordu.

Hans’ın gözyaşları

Nitekim Orhaniye tabyasının şehitleri için Hamidiye’de sala okunur. Cesetler, Woermann’ın ki dahil, kefene sarılmadan cenaze namazı kılınır. Çünkü şehit kefen istemez. Ardından müslüman cephe arkadaşları gibi üsteğmen Woermann da yüzü kıbleye gelecek şekilde tekbirler eşliğinde defnedilir. Ardından ruhuna Fatiha okunur.

Cenaze merasiminde bulunup yıllar sonra savaş hatıralarını ‘Gallipoli – Bedeutung und Verlauf der Kämpfe 1915’ ismiyle kaleme alan o günlerin 9. Tümen komutanı albay Hans Kannengießer o gün gözyaşlarına hakim olamadığını yazar. Çanakkale’deki komutan Hans’ın, hemşehrisi şehit Hans için döktüğü gözyaşlarıdır onlar.

Okunan Fatiha’ların ardından ‘Amin’ diyen bir Alman subayıydı kendisi. Ve daha sonra Anafartalar’da sadece 20 askerden oluşan bölüğünde 16 bin kişilik Anzak birliğine saatlerce direnen kahramandır Görlitz’li ‘Kannengießer Paşa’.

Yıllar sonra Woermann ve birçok Alman şehidin cenazeleri bugün İstanbul Tarabya’da bulunan Alman Konsolosluğu’nun bahçesine nakledilir.

Bize anlatılan Çanakkale ve gerçekler

Çocukluğum ve gençliğim milli tarihi okumakla geçti. Hep Türk milletinin kahramanlık hikayelerini dinledim. Ecdat, birçok millete örnek teşkil edecek kahramanlık destanları yazmıştı. Fakat ne tarih, bir milleti göklere çıkarmak, ne de başka milletleri yerin dibine sokmak için yazılmaz.

Biz, Çanakkale’de hep Alman subayların yanlış idaresi sonucu zayiat verdiğimiz yalanıyla büyüdük. Almanlardan hariç gayri Müslim nice Osmanlı vatandaşının Çanakkale’de hizmet verdiğini zaten hiç öğrenmemiştik. Öyle ki Doğu Cephesi’nde namlusunu bize doğrultan Ermenilere inat, Çanakkale cephesinde Mehmetçik’in yarasını saran 60 yaşındaki gönüllü Ermeni doktor Agop Elmasyanları hiç tanıtmadılar.

Bugün Almanların kendi tarihlerini yazdıkları kitaplarda Osmanlı’yla girdikleri askeri ittifaktan ve ‘silah kardeşliğinden’ neredeyse hiç söz edilmez. Varsa yoksa Bismarck ve Hitler anlatılır. Oysa bu iki dönemin arasında kalan askeri işbirliği ve bunun sonucu olarak aynı cepheyi paylaşan Hasanlarla Hansların hikâyeleri pek okunmaz.

Bu duruma kızmaya hakkımız da yok aslında. Bizim kaynakları da taradığınızda hep milli tarihin, yani resmi tarihin izlerine rastlarsınız. Almanlar güya Çanakkale’nin ve onunla birlikte Dünya Savaşı’ndaki yenilgimizin baş sorumlusudur.

Enver Paşaların, Cemal Paşaların hiç suçu yoktur. Varsa yoksa diğerleri suçludur. Oysa suçlu dediğimiz Almanların, Anadolu’nun yiğitleriyle aynı cephede can verdikten sonra, salâsı okunup kıbleye doğru defnedildiklerini pek bilmeyiz. İslam ümmetinin son kalesini savunan bu Almanlara da mücahit gözüyle bakılmıştı ki, onların da cenazeleri kılınmış ve bir şehit olarak ruhlarına Fatiha okunmuştu.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.