Elinde valizlerle perona vardığında başından buharlar çıkıyordu. Bir soğuk kış gününde gözünün nuru oğlunu İstanbul otobüsüne yetiştirmek için nefes nefese koşturmuş ve yorulmuştun.

muzlarında hayatın yükünü taşıyan, evlatları ve ailesi için her türlü fedakarlığa hazır bir baba olmak kolay değildi.  Fakat yıllar var ki, artık uğurlamalar, özlemler, sıradanlaşmıştı.

Çok sevdiğin dört evladından birini daha gurbete salıyordun yine. Hasreti, ayrılığı göze almış, yurt dışına yüksek lisans yapmam için beni yolcu etmiştin. Bunun haklı gururunu da yaşıyordun bir yandan.

Evlatlarına gerekli eğitimi aldıran bir babanın gururu. “Çocuklarım okusun diye ben en yakınlarımı karşıma aldım, köyümü terk ettim” diyordun ya hep. Bu yüzden beni de aynen abim gibi daha küçük yaşımda yatılı okula göndermekte beis görmemiştin.

Böylece aradan yıllar geçti. Başkaları için duygulu yazılar yazan ben, gün gelip de, tüm ömrünü ailesi ve inandığı değerler uğruna mücadele ile geçirmiş sebeb-i hayatım olan gül yüzlü insanın arkasından ağıtlar yazacağımı hiç düşünmemiştim. Ama oldu işte. Hayata gelen her fani gibi sen de yükünü topladın bize veda ediverdin. Üstelik bir daha dönmemek üzere ama arkandan da derin izler ve hatıralar bırakarak.

İçinde bulunduğumuz şartlar sebebiyle son günlerinde yanında olup, sana tam bir veda gerçekleştirememenin burukluğu içime oturdu. Öyle ki artık kanıksadığım gurbet bile ilk defa bu kadar ağır geldi. Günlerce çaresiz telefonun ucunda iyi haberlerini bekledim durdum.

Ama, yaptığımız görüntülü konuşmalarda hep senin mütevekkil haline şahit oldum ve bu bana teselli oldu. Son anına kadar da bu halini koruyup ruhunu Rahman’a hiç şikayet etmeden ve acı çekmeden teslim ettiğini duyunca ise “Allah herkese böyle kolay bir vefat nasip etsin” deyip şükrettim.

Hani, insan ölünce amel defteri kapanır, sadece üç sayfa açık kalır fehvasınca, senin de geride hayırlı evlatlar bıraktığına, ilime okumaya düşkünlüğün sebebi ile ilmi bize ve çevrene sevdirdiğine, mücadele dolu hayatında vatan, millet ve insanlık için pek çok sadaka-i cariye hükmünde eser bıraktığına iftiharla şahitlik ediyorum. Allah senden razı olsun.

Mekanını cennet eylesin. Artık son buluşmamız ahirete kaldı ama varsın böyle bir dönemde bize düşen de böyle bir hasret olsun, ahirete alacağımız kalsın.

Diğer yandan, gurbetine hasretine kısmen alışmış olsam da, senin bu ayrılışın içimde büyük boşluklar oluşturdu be babacığım. Sanki yaslandığım koca çınar devrilmiş gibi boşlukta kalakalmış gibiyim.

Aklımda kalan hatıraları yoklayınca, hep vedalaşmaların, ayrılıkların çoğunlukta olması yaşadığımız dönemin kaderini yansıtıyor bir nevi: çile, ızdırap, yokluk, ayrılık ve hasret ön planda hep.

Ama bizlerin geleceği için her türlü zorluğa, uzun ayrılıklara sabreden sen, son olarak ölümün diliyle yine bir ders verdin ve gittin: nasıl baba olunur hatırlattın bir kere daha bizlere.  Sen mezarında rahat uyu babacığım, ben geceleri çocuklarımın üstünü örterken artık hep sen aklıma geliyorsun, onlar hasta olunca hep senin benim için duyduğun endişe geliyor

aklıma. Bizimle vedalaşırken nasıl üzüldüğünü şimdi daha iyi anlıyorum onlardan ayrılırken.  Daha şimdiden senin bana kızmalarını bile özledim. Çünkü öfkelensen bile, sebebinin bana zarar gelmesini engellemek olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum ancak. Hele bir izin dönüşü odamızda duran iki bisikletten birini görünce duyduğum hediye sevincini anlatamam.

Aynısını ben de çocuklarıma hediye alınca tekrar tekrar yaşıyorum bilesin.  Şimdi biliyorum, “keşke sen daha hayatta iken şunu yapsaydım, sana karşı böyle davransaydım vs.” diye hayıflanmalarım boşuna, ama hakkını helal et. Arkandan gurbet ellerde de Yasinler, hatimler okundu.  Hem, çocuklar babalarının kopyası imiş bilirsin, seni hal ve tavırlarıyla yaşatmaya devam ediyorum içimde.

Öğrenme aşk ve şevkini sende gördüm, seninle sevdim ben kitapları, sohbetleri, insanları. Ceplerin dolu idi hep not defterleri ile, hayata, iyiye ve güzele dair ibretlik ne varsa not alırdın.  Sen gösterdin bana doğru yolu, sensin bana cesaret veren bir şeyler başarmam için.

Ah babam ah, ayrıldın ya aramızdan artık diyeyim, herkesin yanında başarılarınızı anlatıp durmana sinirlenirdim ya, “söyleme böyle, övme bizleri başkalarına” diye, oysa şimdi anlıyorum babalar çocukları ile niçin gurur duyarlar diye.

Senin bizim için ne fedakarlıklar yaptığının hakkı ile farkına varabilmemiz için aramızdan ayrılman gerekmiyordu, ama sen bizim için son bir fedakarlık daha yaptın ve gittin, gidişinle de bize evlatlarımıza nasıl sahip çıkmamız gerektiğini tekrar öğrettin. Seninle gurur duyuyoruz. Ruhun şad olsun.

1 Yorum

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

4 × 5 =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.