Almanya’da yabancı düşmanlığının birkaç ırkçının sorunu olmadığını görmek ve bu sorunun kaynağını bulmak ve sonuca ulaştıracak çözüm yollarını tespit etmek gerekir. Siyaset bilimci Yonas Endrias, politikacıların ve medyanın sözlerinin büyük bir öneme sahip olduğunu, söylüyordu.

Almanya’da uyum konusunun da yanlış yönde tartışıldığını söyleyen Endrias, ”Sürekli yabancılardan uyum sağlamaları isteniyor. Ancak, Almanların yabancıları kabul edip etmediği ve uyum isteyip istemediği sorulmuyor. Bence sorun yabancıların uyum sağlamaması değil, Alman toplumunda siyasetçiler ve medyanın sürekli yabancılardan sorun olarak bahsetmesi ve toplumun da yabancılara mesafeli durmasıdır. Ben yabancılarla konuşmak istemeyen ve buna gerek görmeyen birçok insan tanıyorum” şeklinde konuşuyordu.

Ayrıca yabancılara eşitlik sağlanması gerektiğini belirten Yonas Endrias, “Mesela Berlin’de iyi para kazandıran işlerde hiç yabancı var mı? Oysa yabancıların toplum hayatının değişik yerlerinde yer almaları önemli. Yeni yetişenlerin bu gibi yerlerde kendilerinden de birilerini görmeleri lazım ki önlerinde örnekleri olsun, kendilerini bu toplumun bir parçası hissetsinler.” şeklinde konuşuyordu.
Çok kültürlü toplum modeli konusunda ise Almanya’da bunu sağcı kesim reddederken savunan solcu kesimin de konuyu anlamadığını söyleyen Endrias: “Çok kültürlü toplum değişik kültürlerin kabul edilmesidir.” diye belirtiyor.

İstisnalar olabilir; ama maalesef Alman toplumunda birçok insan yukarıda belirtildiği gibidir. Açıklamalardan da görüldüğü gibi ırkçı çevrelerin oluşumunda ve büyümesinde, bugün AFD’nin Almanya’da yükselişinde toplumun belli kesimlerinde her zaman mevcut olan ırkçı düşüncelerin yanı sıra insanların evde bulamadığı sıcaklık, kabul ve tanımayı bu çevrelerde araması kadar ekonomik şartların olumsuz olması da belirgin bir rol oynuyor.

Ekonomik zorluklar artıyor ve insanların siyasetin bu gidişat üzerindeki etkisi konusundaki inancı da giderek azalıyor. Bu gelişmelerde ırkçılığın yayılması ve AFD’nin oyunu yükseltmesi için verimli bir zemin oluştururken, bu olguya karşı mücadeleyi de güçleştiriyor.

İşte bu durumda ülke elitlerinin yabancılar ile ilgili söylemlerinde kullandıkları kelimelerin olumlu mu, yoksa olumsuz mu olduğuna çok daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini gösteriyor. Kaldı ki, Almanya nüfusunun yaşlanmasından dolayı yıllık yeni göçe ihtiyacı artıyor. Almanya’da bugün yabancıları sürekli sorun olarak anan söylemlerin yanlışlığının yanı sıra tartışılan uyum kavramının da yanlış olduğu görülüyor.

Farklı yaşama biçimlerinin ve bireyselleşmenin giderek yaygınlaştığı bir dönemde adeta tek tip bir inanç ve yaşama biçimini dayatmayı çağrıştıran uyum ve hâkim kültür tartışmaları ile yabancı kökenli insanlar baskı altına alınıyor.

Bir taraftan kabul görmeyen bu insanlar, diğer taraftan kendi değerleri itibariyle de adeta dışlanıyor. Bu tutumun yabancı kökenli insanların Almanya’ya karşı olumlu duygular ve bağlar geliştirmesini olumsuz yönde etkilediği gibi önümüzdeki yıllarda daha fazla göçe ihtiyaç duyacak Almanya’yı daha da sıkıntıya sokacağa benziyor.
Almanya; Türkiye ve Suriye gibi değişik kriz ülkelerinden göç alıyor, özellikle Türkiye’den göç eden çoğunluğu akademisyen olan insanlara sahip çıkıyor, bu insanlar için uyum kurslarına milyonlarca euro yatırım yapıyor. Hükümetin bu çalışmalarını ve yatırımlarını takdirle karşılamak gerekiyor ama yeterli değil. Ülkeye göç eden akademisyenler belki akademisyen açığının kapatılmasında büyük yararlar sağlayacak.

Hükümet ve siyasetçiler bu gelişmeleri müspet ve doğru söylemlerle topluma anlatmalıdır. Göçmenlerin neden kabul edildiğini, katkılarının ne kadar önemli olduğunu ve gelecekte nelere vesile olacakları anlatmalıdır ve medya da buna destek olmalıdır. Toplumda “Hoş geldiniz” kültürü geliştirilmelidir.

Kaynak Eser: ‘Misafirlik Bitince’

- Reklam -

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

8 + five =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.