AB içinde İran konusunda farklı görüşler mevcut. İspanya, ABD ve İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiğini söylüyor; Almanya ise müttefiklere ders verme zamanı olmadığını savunuyor. Peki, hukukçular ne diyor?
Avrupa’nın sokakları bu hafta sonu İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in ölümünü kutlayan İranlılarla doluydu. Avrupa Birliği’nin (AB) kalbi Brüksel’de de eylemlere katılan rejim karşıtı İranlılar Hameney’in ABD ve İsrail’in ortak saldırılarında öldürülmesini coşkuyla kutladı.
Şehrin resmi binalarında da İran rejimine karşı açık bir eleştirel duruş göze çarpıyor. İnsan hakları ihlalleri nedeniyle Tahran’a çok sayıda yaptırım uygulayan Birlik, Körfez ülkelerine yönelik son misilleme saldırılarını da sert biçimde kınadı.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, saldırıların ilk gününde X hesabı üzerinden yaptığı açıklamada “İran’ın bölgedeki ortaklara yönelik haksız saldırılarıyla gerginliğin daha fazla tırmanmamasının önemini” vurguladı.
Diğer yandan Birlik, gelinen noktada kendisini tanıdık bir diplomatik ikilemle karşı karşıya buldu. Yanıt bekleyen soru ise şu: Kızılhaç’a göre aralarında küçük çocukların da bulunduğu en az 555 İranlı sivilin hayatını kaybettiği ABD-İsrail saldırıları uluslararası hukukla ne derece bağdaşıyor? Bu saldırılar, AB’nin sıklıkla “bayrak taşıyıcı” olma iddiasını dile getirdiği kurallara dayalı düzenle örtüşüyor mu?
AB Sözcüleri, Pazartesi günü büyük ölçüde gazetecilerden gelen bu yöndeki soruları geçiştirmekle meşguldü.
ABD Başkanı Donald Trump ise aynı gün yaptığı açıklamada ülkesinin “terörün bir numaralı sponsorunun” asla nükleer silah sahibi olmamasını teminat altına aldığını ve İran’ın füze kapasitesini yok etmeye çalıştığını savundu.
Ancak Washington’dan saldırıları hukuki çerçevede gerçekçelendirmeye yönelik bir adım gelmedi. Hatta Savunma Bakanı Pete Hegseth Pazartesi günü kameraların karşısına geçerek yaptığı açıklamada ABD’nin “sözde” uluslararası kuruluşların ne dediğinden bağımsız hareket ettiklerini söylemekte bir sakınca görmedi.
Savunma Bakanı, operasyonu “azami yetkilerle yürüttüklerini belirterek “Aptal angajman kuralları yok, ulus inşası bataklığı yok, demokrasi inşa etme egzersizi yok, politik doğruculuk savaşları yok. Biz kazanmak için savaşırız ve zamanı ya da hayatları boşa harcamayız” şeklinde konuştu.
“Bu savaşı biz başlatmadık ancak biz bitiriyoruz” diyen Hegseth’in sert eleştirilerinden Washington’ın Avrupalı müttefikleri de nasibini aldı. İsrail’in operasyondaki “net hedeflerine” dikkat çekerek, “Yetkin ortaklar iyi ortaklardır” diyen Hegseth, “güç kullanımı konusunda ellerini ovuşturup tereddüt eden, endişeyle kıvranan geleneksel müttefikler” olarak nitelendirdiği Avrupalı ortaklarını ise topa tuttu.
Bu mesajın, halihazırda farklı seslerin yükseldiği AB içinde ayrışan tepkilere yol açması bekleniyor.
İspanya’dan eleştiri, Almanya’dan “anlayış”
Örneğin, Başbakan Friedrich Merz’in Washington’ı eleştirmekten imtina ettiği Berlin’i ele alalım. Merz, Pazar günü gazetecilere yaptığı açıklamada, İran’da siyasi değişime yönelik “Uluslararası hukuk çerçevesinde yapılacak hukuki değerlendirmelerin getirisinin görece az olacağını” savundu.
Merz, “Şimdi ortaklarımıza ve müttefiklerimize ders verme zamanı değil. Çekincelerimize karşın amaçlarının pek çoğunu da paylaşıyoruz” ifadelerini kullandı. Başbakanın ifadeleri muhalefetin yanı sıra koalisyon ortaklarından da tepki gördü.
İspanya’nın başkenti Madrid’e geçtiğimizde ise çok daha farklı bir ton görüyoruz. AB’nin müttefiklerine karşı Merz kadar “anlayışlı” yaklaşmayan Başbakan Perdro Sanchez, Cumartesi günü yaptığı yazılı açıklamada “Daha belirsiz ve düşmanca bir uluslararası düzene katkıda bulunan ve gerilimi tırmandıran ABD ve İsrail’in tek taraflı askeri operasyonunu reddediyoruz” ifadelerini kullandı.
Sanchez bir diğer açıklamasında “bir yandan nefret dolu bir rejime karşı olunurken diğer yandan haksız ve tehlikeli bir askeri müdahaleye de karşı durulabileceğini” savundu. İspanya Başbakanı, “Bir kez daha, derhal gerginliğin azaltılması, uluslararası hukuka saygı gösterilmesi ve diyaloğun yeniden başlatılması çağrısında bulunuyorum. İspanya burada duracak ve Avrupa da burada durmalı” diye konuştu.
Uluslararası hukuk ne diyor?
Siyasilerde olduğu gibi hukukçular arasında da bir fikir birliğinden söz etmek güç.
Cambridge Üniversitesi’nden Prof. Marc Weller için durum oldukça net. Weller, “İran’a yönelik devam eden saldırı için mevcut herhangi bir hukuki gerekçe bulunmadığını” ifade etti. Weller, kaleme aldığı analizde “uluslararası hukukun bir başka devletin silahlı saldırı düzeyine varmayan düşmanca genel tutumuna karşı güç kullanımına izin vermediğine” dikkat çekti.
Weller, geçmişteki provokasyonlara karşı silahlı misilleme yoluyla güç kullanımının da hukuken izin verilen bir yöntem olmadığını belirterek, “Güç, ancak bir devleti silahlı bir saldırıdan korumak için başka hiçbir yol kalmadığında, son çare olarak başvurulabilecek bir araçtır” diye yazdı.
Chatham House bünyesindeki uluslararası hukuk programının direktörü olan Weller, bir halkı kendi hükümetinden korumak için askeri güç kullanımının hukuken savunulabilir olabileceğini ifade etti. Weller, diğer yandan İran rejiminin geçen ay protestoculara yönelik sert müdahalesinin “yabancı bir müdahaleyi meşru kılabilecek eşiğe muhtemelen henüz ulaşmadığını” vurguladı.
Reading Üniversitesi’nde hukuk, çatışma ve küresel kalkınma konularında çalışan Prof. Rosa Freedman ise Weller’la aynı görüşte değil. DW’ye konuşan Freedman, “bir hukukçu olarak konuya daha geniş bir bağlamda bakmak gerektiğini” vurgulayarak “Hukuk boşlukta işlemez” ifadelerini kullandı.
İran rejiminin yalnızca İsrail için değil tüm bölge için yıllardır bir tehdit oluşturduğunu savunan Freedman “Oluşturdukları tehdit, nükleer silahlara sahip olmak ve bu silahların kullanımı konusunda da oldukça netlerdi” diye konuştu.
Yalnızca hukuki metinlere bakmanın eylemlerin hukuka uygunluğu konusunda tartışma yaratabileceğini belirten Freedman, “Hukukun ve Birleşmiş Milletler’in amacı çerçevesinde değerlendirdiğinizde İran’ın nükleer silah geliştirmesi bağlamında (ABD-İsrail’in düzenlediği) saldırıların tamamen hukuki olduğu açıktır” şeklinde konuştu.
Mahkeme salonlarına taşınmadığından bu tartışmanın büyük ölçüde hukuk ders kitapları sınırlarında kalması bekleniyor. BM Güvenlik Konseyi, çatışmalar bağlamında yaptırımları devreye sokabilir veya uçuşa yasak bölgeler ilan edebilir. Ancak Freedman, tıpkı Rusya’nın Ukrayna savaşında kendisine karşı bir adım atılmasını engellediği gibi ABD’nin de kendisine ya da müttefiklerine yönelik böyle bir adıma karşı veto hakkı bulunduğunu hatırlatıyor.
